| Karşında şu gülgun
piyale…
Gülgun:
Gül renkli, pembe.
Piyale: Kadeh.
Gülgun, çok sevdiği mor için mavi
katıyor pembeye.
Yani ?
Yani, sanat hayatsız olmuyor… Hiç bir pembeyi,
mavi katmadan, göğün ve suyun mavisini eklemeden mor yapamıyorsun.
Mor, ruhsal. Mor, muktedir. Mor, rahatsız. Mor, sıradanı, bayağıyı, sığ
olanı sezen, huzursuz. Mor, arayan. Mor, gurur.
Renkleri, çabanı, tevazuunu, aklının
ve kalbinin onurunu koyacak bir kadeh aramak.
Sanat o kadehi bulmak mı, yoksa
zaten var olan o kadehin içini doldurmak mı?
En azından şu soru: O kadehi neyle
doldurmak?
Gülgun, dik bakmayı seçiyor hayata.
Neden? Kadının güçlü olması gerektiğini düşünüyor, her şeye boyun eğmemesi,
kendine ait bir duruşunun olması gerektiğine inanıyor da ondan… Saklanmayan
duygular… Fırça darbeleri bazan sert bazan da yumuşak… Konuya göre renkler
de sertleşiyor ya da yumuşuyor… Gülgun’un resimlerinde kadın zayıf değil…
Özellikle… Tek başına da olsa, bir çiçeğin, bir atın yanında olsa da bağımsız…
Gülgun’un resmi sadeleşme yolunda, sabır peşinde… Aşkla başetmenin de
başka yolu yok galiba… Sevmeden, tutkuyla yanmadan sanat eseri vermenin
de…
“Zannetme ki güldür, ne de lale
Ateş doludur, tutma yanarsın
Karşında şu gülgun piyale
İçmişti Fuzuli bu alevden
Düşmüştü bu iksir ile Mecnun
Şi’rin sana anlattığı hale”
Ahmet Haşim, Türk şiirinin büyük
duygu ressamı da, gülgun derken, ünlü şiirinde bunu anlatıyor belki de…
Gülgun. Mor çok. Turuncuyla kardeş.
Kırmızıdan uzaklaşmadan.
|