|
|
Renkler, Benim Renklerim
Renkleri ilk ne zaman farkettim, galiba dört yaşlarındaydım, birlikte yaşadığımız babaannemin iş işlediği ipek ipliklerde fark ettim ilk kez renkleri, öylesine ilgimi çekerlerdi ki, hep peşindeydim o ipliklerin. İnadına saklardı onları babaannem, merdiven altındaki küçük iş kutusuna kaldırırdı. Gizli gizli planlar yapardım, hayallerimde ele geçirir, oynardım o ipek ipliklerle. Daha sonraları babamın öğretmen olması nedeniyle, erken tanıştığım ilk okulda renkler kalemlere dönüştü, keçeli kalemlere, bütün sınıfın kalemlerini toplar eve getirirdim, biraz babama güvenerek, biraz şımarıklıkla.
İşte tam o yıllarda mavi girdi hayatıma, yazları öğle uykularından kaçarak, evimizin arka kapısından gizlice sıvıştığım ve her seferinde yakalandığım Gemlik'in o yıllardaki pırıl pırıl, her tonuna ayrı vurulduğum masmavi denizine o yıllarda vuruldum.
Belki de hep yasak olduğu için girmek tek başına denize, pencereden bakarak iç geçirirdim maviliğe.
Sonra İzmir’de bir arka bahçede kavuniçi girdi hayatıma, bir kayısı ağacı formunda.
O ağaçla ne çok şeyi paylaştım, gölgesinde oyunlar oynadım, bol bol kitap okudum, ders çalıştım, Sırlarımı anlattım, hep dinledi beni, hiç ele vermedi.
Çok az meyva verdi, öyle kıymetliydi ki o bir kaç kayısı kimseyle paylaşmak istemez, her gün kontrol ederdim olgunlaşıp olgunlaşmadıklarını. Kavuniçi benim okul yıllarım oldu, kitaplarla kurduğum dostluklarım, yalnızlığım oldu.
20’li yaşların başında kırmızıyla tanıştım, öyle bir tanışmaydı ki bu yaşayanların, bilenlerin dediği gibi bir daha asla unutulmayacak kadar özel olan.
İlk Aşk’tı bu her yanım kıpkırmızı alev alev yanıyordu, öyle bir yanmaki hiç bir hücren bir daha asla eskisi gibi olmayacak olan.
Galiba unutulmaması da burdan geliyor, insan bu yanmayı yaşadıktan sonra, bir daha asla kendini öyle bırakmıyor, ister istemez sonrakiler de koruyor kendini, koruyor yüreğini aşkı yaşamak isterken. Her seferinde biraz daha örseleniyor ve yaşanan
Aşk olmuyor artık.
İşte bu kırmızı benim mavime öyle bir karıştıki ne mavim eski mavi olabildi, ne kırmızım eski kırmızı, yeni bir renk girdi hayatıma mor.
Mor bugün paletimdeki en baskın renk bana biraz çocukluğumu, biraz da gençlik yıllarımı hatırlatan.
Bazen becerebiliyorum, çocukluk günlerimin o naif duygularına ulaşmayı işte o zaman maviye çalıyor, bazen de yanmaktan korkmuyorum morun yanında kırmızı da oluyor. Mor’u kırmızı ile birleştirmeye çalışırken, kavuniçinin yeri hep aynı, o hep orda dostluğum, yalnızlığım olarak duruyor.
Aşkın anlatıldığı, öneminin vurgulandığı bugünlerde keşke diyorum, yeniden her seferinde ilk aşk gibi sevebilsek birilerini, izin versek yanmaya, alev alev, serbest bıraksak kendimizi, önyargılarımızdan uzaklaşabilsek ve yaşasak aşkı.
Belki de o zaman yaşamımızın paleti ne çok renkle dolardı, maviler, sarılar, yeşiller, bütün renkler serbest kalır, kısır yaşamazdık hayatı, çünkü öğreniyor insan, her insan başka bir renk getiriyor diğerinin hayatına, her yaşanan olayın, çevrenin, tecrübenin getirdiği gibi.
Ben bugün mücadele ediyorum, mor’umun, kavuniçi’min, kırmızı’mın yanına yeni renkler katmak için, ama öyle çok bastırılmış ki duygularım, öyle çok kural konmuş ki hayatıma, zorlanıyor, hem de çok zorlanıyorum yeni renkleri almakta yaşamıma.
Bu “Sevgililer Günü”nde kırmızıyla yetinmeyin, açık tutun hayat pencerenizi tüm renklere, yeni insanlara, yeni aşklara.
Sevgilerimle.
|
|
|